Şubat 2018

Ruh Nereden geliyor?

Eski ve yeni ruh arasındaki asıl fark nedir? Yeni ruh nereden geliyor? Ruhların ilk kez veya tekrar doğduğunda hangi koşullarda olacağını kim kararlaştırıyor?

Eski ve yeni ruh arasındaki asıl fark yaştır. Açıktır ki eskisi yenisinden yaşlıdır. “Yeni ruh nereden geliyor?” Bu soru çok üstünkörü sorulmuş. Ruhlar bir yerden gelmez. Ruh hep var olmuştur. O, asıl özdür, yaşam gücüdür, tanrısaldır. İncilinizde “Tanrı ruhtur.” der.

Soru, “Bireyleşmiş ruh nereden geliyor?” anlamındaysa o hâlde hamilelik anında ruhun bir parçası yeryüzünde birey olmaya başlamak üzere doğar, derim.

Bir celse mensubu sordu: ” O zaman Büyük Ruhun bir parçası mıdır? ”

Evet, bu yüzden Büyük Ruha sonsuza kadar bağlanıyorsun. Bu bağdan koparılamaz, sürülemez, aforoz edilemezsin. Ne şekilde belirirse belirsin fark etmez, yaşam demek olan güce asla çözülemeyecek şekilde bağlanırsın.

Bir başka mensubun sorusu şöyleydi: “Ama bireysel yaşam bu andan önce mi başlıyor?”

Sorunu zorlaştıran kelimeler kullanıyorsun. “Hamilelik anından itibaren beliren birey daha önce var mıydı?” demek mi istiyorsun. Evet, bazen, ama şimdi yeryüzünde sergilenmeye başlayan kişilik içinde belirmez. Ruh sonsuz olduğu için sonsuzluğu kavramak uzun süre alacaktır.

Bir sonraki soru şöyleydi: “Ruh âleminde hata olmaması için reenkarnasyonu kontrol edecek bir yapı var mı?”

Tüm bu konular doğa yasasının işleyişi ile kolayca çözümlenmektedir. Doğmanız gerekip gerekmediğine siz karar verirsiniz. Daha büyük şuura sahip olduğunuz ve maddî âlemde beden kazanarak başarılabileceklerin farkına vardığınızda bu kararı verirsiniz. Bunun için bir grup varlık veya yapı gerekli değil. Bu, ruhun kendisinin kararlaştırdığı bir konu.

Her doğum ilerleme midir, yoksa sonuçta başladığımız merdivenden daha aşağıya inmek mümkün mü? Rehber şöyle cevapladı:

Tüm yaşam, özellikle ruhun yaşamı, ilerleme hâlindedir. Ben özellikle ruhsal yaşam üzerinde duruyorum çünki gerçekten önemli olan odur. Nerede kazanılırsa kazanılsın bilgiye sahip olduktan sonra o bilgiyi kendiliğinden uyguladıkça ruhsal olarak olgunlaşır ve ilerlersiniz. Mükemmelliğe ulaşmak için sonsuzluk gerekse bile ilerleme her zaman için ilerlemedir.

Reenkarnasyon üzerine sohbetlerde şüpheciler kalbi delik bebekler ve zeka özürlülerin yeryüzü yaşamında nasıl ders alabileceklerini sordular. Pek çok spiritüalist bir gün anlayacağımızı bilerek bu zor soruyu inanca bağlıyorlar. Ama bir şüpheciye cevap veremezsek şüpheci kalacaktır. Anlaşılması zor bir tartışmaya dalmadan bu soruyu cevaplandıracak en iyi yolu önerebilirmisiniz?

Şüpheciye verilecek cevap yok. Şüpheci tatmin oluncaya kadar kendisi araştırmalıdır. O zaman şüphe yok olacaktır. Biz ilâhiyihatçı değiliz. Bu puan kazandığınız bir tartışma değil. Bu, bireylerin şuurlandığı ruhsal bir süreçtir.

Şuurlandıkça yaşamın gizemlerinden bazıları anlayacaklardır. Bütün gizemleri anlayamayacaklar, çünki anla-yabilselerdi yeryüzünde olmazlardı. Yeryüzü ders aldığınız okulunuzdur. Gizemleri adım adım öğrenirsiniz, bilgi geldikçe şuurunuz gelişir.

İşte yaşamın tüm amacı budur. Tartışma, tartışmaya davet bana göre değil. Ben sadece süregelmiş ve süregeİe-cek bazı temel hakikatleri anlatabilirim. Kabul edilmezlerse üzülürüm. Benim yapabileceğim bir şey yok.

Ruhun pek çok parçaya ayrıldığını söylüyorsunuz. Sadece bir parça yeryüzüne gelebilir. Diğerleri başka kürelerde ilerliyor. Bu konuyu açabilir miyiz?

Sizin kullandığınız tüm dilleri aşan bu konu için çok zayıf semboller olan sözcükleri kullanmak zorundayız.

Sözcükler fizikle ilgilidir. Ruh ise fizikle ilgili değildir. Fizik ile ilgisi olmayanı fiziksel dille nasıl yorumlayabiliriz? Bu, sizin söz dizimi dediğiniz büyük bir sorun. Bana göre ruh sizin her birinizin içindeki sizin Tanrı, benim Büyük Ruh dediğim tanrısal parçadır. Ruhları sizin anladığınız terimlerle ölçebilmek mümkün değil. Ruh, yaşam gücüdür, dinamik olandır, yaşamsaldır, gerçek özdür, tanrısaldır.

Ruhları kişilikler ve birey olarak düşünüyorsunuz. Ben siz kimsiniz diye sorarsam, nasıl cevap vereceğinizi bilemem. İsminizi söylemeniz bana kim olduğunuzu anlatmaz. Bu, sadece size verilen isimdir. Siz, birey olarak, hüküm veren kişi olarak, düşünen kişi olarak kimsiniz? Sevgi sunan, sizin dünyanızda insan deneyiminin spektrumunu oluşturan tüm duyguları ifade edebilen kişi olarak kimsiniz? İşte bu ruhtur.

Ruh fiziksel bedeni canlandırdığı için yeryüzünde yaşıyorsunuz. Ruh geri çekildiğinde canı kalmayan fiziksel beden ölür. Bu ruhun, sizin dünyanızda adınız olduğu gibi bir adı yoktur. Tanrısal olduğu için sonsuzdur. Ve sonsuz olduğu için de sonsuz sayıda tezahür eder. Bu ruhun pek çok farklı yönü vardır. Ben çok sayıda yüzü olan bir elmas benzetmesini kullanıyorum. Bu yüzler deneyim kazanmak, elmasın mükemmelliğe doğru tekâmül etmesinde diğer yüzlere yardımcı olmak üzere sizin dünyanıza farklı zamanlarda doğabilirler.

Nadiren benzerliklere sahipseniz de bu benzerlik, onların aynı anda dünyaya doğan bir elmasın iki yüzü olmalarından dolayıdır. Bu yüzden aralarında eksiksiz bir uyum bulunur. Bir bütünün parçalarıdırlar. Bu durum bizi reenkarnasyon konusuna getiriyor. İşte elmasın tekâmül etmesine yardım edecek bilgi, gelişim ve deneyime katkıda bulunmak üzere dünyaya gelen elmas yüzleri…

Çok sayıda yüzü olan bir elmas olarak tarif ettiğiniz “grup ruhu”nu daha iyi açıklayabilir misiniz? Aile grupları mı, aynı ruhsal gelişme statüsündeki insanlar mı, aynı hedeflere sahip olanlar mı, hiçbiri değilse ne?

Soruyu soran, “aile” kelimesini, anladığınız şekliyle kelime anlamıyla, kan bağlarına veya evlilikten kaynaklanan ilişkilere sahip kişilerle sınırlı olarak kullanıyorsa aile kelimesi grup ruhları için kullanılamaz. Beden, amacına hizmet ettiğinde tamamen maddî olan dünyevî bağların devam etmesi gerekmez.

Ruhsal ilişkide, en tepede benzerliklere sahipsiniz veya daha aşağılarda akrabasınız. Fiziksel ilişkiler sonsuz prensipleri esas almayan koşullardır. Sonsuz prensipler var olmaya devam edecek olan tek şeydir. İnsanî yönlerinden bahsedilirse grup ruhları ruhsal akrabalığa sahip bireylerden oluşur. Bir elmasın yüzleri oldukları için bu ruhlar kendiliğinden birbirlerine doğru çekilirler. Yapılacak işle ilgili amaçlar için elmasın parçaları bütüne yardımcı olacak türden deneyim edinmek üzere sizin dünyanıza gelebilir ve gelmektedir.

Nostradamus ve Kehanetleri

Nostradamus olarak ünü yayılan Doktor Michel de Notredame, Amerika kıt’asının keşfinden onbir yıl sonra doğmuş, dini önder MGrtin Luther’in ölümünden yirmi yıl sonra da ölmüş. Çok uzun yaşadığını söyleyemeyiz; aına bu sürede kavuştuğu ün, kalabalık bir çevrede, isa’nınki ile boy ölçüşebilecek düzeye erişmiş.

Aiman giz araştırmacısı Max Kemmerich’e göre, Dünya tarihinin en parlak zekâlı insanlarından birisi, İtalyan A. Voldbeıı’e göre; insanlığa ışık tiît~n oncü bir karaktere sahip, Amerika’lı tarihçi Edgar Leoni için ise; bir peygamber kadar müride sahip, sırrına ulaşmak için çağdaşlarından bu-rüne kadar yüzlerce, binlerce uzman ve amatörün kafasını yorduğu ilginç bir kişi Nostradamus…

Proteston Kilisesi’nin günah çıkartmaya karşı takınacağı tavırdan, Nıcot’un Nikotin bitkisini Avrupa’ya getirmesine, 1666 yazındaki büyük Londra yangınından, demiryollarının ve lokomotifin bulunuşuna, Atom bombasının ilkin Hiroşima’ya atılacağına, Sarayevo’da I. Dünya Savaşi’nı başlatan su:kaste kadar birçok olayı yüzyıllarca önce bilebilen kişi kişi Nostradamus.

1555 yılında, Dazlak kafalı adıyla andığı KorsikalInın; Napoleon’un politika sahnesinde yükselişini, Lenin’in yoldaşlarının Petersburg’dakı Kışlık Saray’a saldırısını, Franco’nun iç savaşını, İsrail’in kuruluşunu, Şah’ın çöküşünü, hatta Enver Sedat’ın vurulacağını bile önceden görebilmiştir. Neptün’ün 1846’da keşfedileceğini bilmek, Nost-radamus’u pek uğraştırmamış olmasa gerek; çünkü, gezegenlerin konumlarını incelemek başlıca eğlencesiydi.

Nostradamus’u izleyen kuşakların, böylesine dev bir bilgi ve tahmin yığını karşısında afallamasını doğal karşılamalıyız, tepkileri ve tahminleri doğrultusunda takındıkları tutum, elbette çeşitli olacaktı, öyle de oldu zaten: Goethe, Nostradamus’a taparcasına hayranlık duyardı; Faust’ta Doktor Notredame’ı Tanrı ile karşılaştıracak kadar ileri gitmiştir. Felsefe araştırmacısı Ernest Bloch, Nostradamus’un dediğinin tek kelimesine bile inanmazdı.

Herhalde, en değişik tutum takınan Nazi Propagandacısı Joseph Goebbels olmuştur: Önce, isviçre’li Nostradamus uzmanı Kari Ernst Krafft’ı Hitler’in geleceğine ilişkin kehanetleri ortaya çıkarması için Propaganda Bakaniığı’nda işe almış, sonra da Kraffıı Buchenvvald cehennemine yollamıştır!

OSTRADAMUS’UN 2 Temmuz 1566’da astımdan ölmesinden – tabii, bir önceki akşam öleceği gün ve anı bilmeyi başardıktan sonra – günümüze kadar, yazılarının 400’den fazla yorumu yapılmıştır. Bu sayı, tek tek yapılan yorumları da hesaba katarsak, daha da artacaktır. Yine 400 rakam:, ciddi olarak nitelendirebileceklerimizi sansasyon meraklılarının asparagas yazılarından ayırt-etme smırımızdır.

Nostradamus’u 80’li yıllarda tekrar gündeme getiren kişi, Fransız araştırmacı yazar Jean-Char-les Piegard de Gurbert oldu, ya da takma adıyla; Jean-Charles de Fontbrune. Onyedi yıllık titiz çalışama ürünü kitabı, çıkar çıkmaz ilgi topladı; iki haftada 600.000’lik rekora ulaşarak, kitap listelerini en azından kehanetler kadar etkileyici şekilde -allak bullak etti. Başarısının nedenleri; incelemedeki ince detay işçiliği, dilinin kolay anlaşılırlığı ve yorumların açık seçik yapılmış olması… On yedi yıllık bir çalışmadan da bu beklenirdi zaten…

De Fontbrune’nin özgeçmişi de, Nostradamus kadar ilgi çekicidir: Cezayir savaşında ön saflarda, her cephede savaşması. Onur Lejyonu’na se-çilmişliği, bir yüzyılı aşkın süre önce tarihe karışan Fransız monarşi düzeninin geri getirilmesi özlemiyle yaşaması, 46 yaşındaki yazarın okurlarının karıştırmaya merak duydukları yanlarıdır.

DU kitap, kimi çevrelerce İnsanlığın Felâket Başvuru Kitabı olarak da nitelendiriliyor. Şaşmamak gerek: Papa’nın, Fransa’da gül’ü sembol seçen solcu bakanların Beşinci Cumhuriyet’i kurdukları yıida, suikaste hedef seçileceğini bilmesi, kolay iş değil! Bir cümle içinde iki kehanet: Dahası var: Beşinci Cumhuriyet’e 1984 Eylül’üne kadar şans tanıyor Nostradamus ve Fontbrune. 1S99 Ağustos’unda İslâm Bir’iği’nin Üçüncü Dünya Sava-şı’na yol açacağını haber verirken de, Fontbrune’ ün rüyasına da pembe renk katıyor: Avrupa’da monarşinin yeniden güçlenmesini, Fransa’da iktidara geçerek monarşik düzeni kuracak kişi Muttu Henry başlatacaktır.

Yazar da, Nostradamus’un akıbetinden kurtulamıyor elbette: kimileri kitabı gelmiş geçmiş en iyi inceleme olarak nitelendirirken, Le Point dergisi, kitabın niteliğinden değil, kitleleri etkilemesinden söz açarak, yazısına Korku Ticareti başlığını atıyor.

Kitabın okuyucuları arasında kimler yok ki? Mitterrand! Kardinal Etchegaray! Cercle d’Etudes de Strategie Totale’den savunma uzmanı Michel Garder, kitapta yer alan yorumları, özellikle Üçüncü Dünya Savaşı’nın nedenlerini, kabul ediyorlar. Yönetmen Rinaldo Bassi öylesine etkilenmiş ki, kitabin can alıcı bölümlerini filme dönüştürmeye hazırlanıyor. Buna karşılık, Bellecour yayınları, ortalığı kızıştırıyor: kehanetleri birbirine karıştırarak yorumları karmaşıklaştıran bir Anti-Nostradamus un hazırlığı içindeler.

Asıl bombasını Paris-Match dergisi yayıncısı Daniel Filipacchi tarafından okunup, yayınlanınca patlattı. Mitterrand’ m iktidara gelişini ve gideceği tarihi böylesine kesinkes bilebilen bir tahminde bulunulduğunu gö-Yünce. Paris-Match dergisi sayfalarını Nostra-damus’a ayırdı.

Sadece Paris-Match mı? Bombanın yankısı Sovyetler Birliği’nde bile duyuldu. İzvestiya gazetesinin köşe yazarı Krivvopolovv, Paris-Match, kendine benzersiz bir makale yazarı buldu. İç ve dış politikadan, spora, savunmaya ve ekonomiye kadar her konuda kendine güveniyle kitleleri sarsan, üstelik beş kuruş da para istemeyen bir adam bu! Kapitalist basına bedava hizmet ediyor! Nasıl etmesin ki, adam 400 yıldan beri mezarında yatıyor! diyerek, olayı demirperde gerisine de duyurdu.

Nostradamus’un kişiliğine biraz daha eğilelim: 14 Aralık 1503’de St. Remy’de doğmuş. Babası, 20 duka altınını bastırıp, Musevilikten Hıristiyanlığa geçişini sağlayacak kadar uyanık bir noter. Annesinin ev kadını olduğu biliniyor. Yetişmesinde en büyük etken, anne tarafından dedesi olmuş. Kalab-riya Kontu’nun özel doktoru olan yaşlı adam, torununa Yunancayı, İbraniceyi ve Kabbala dilini öğretmiş. Bu sonuncu dil, çağdaş şifreieme tekniğinin atası olduğu için, kendine özgü gizi ile genç Notradamus’a büyük zevk vermiş. 1508’de ölen Portekizli Haham Abarbanel’in Kabbala defterleri, kendisine, yıldız gözlemlerinden kara büyüye kadar gizli tutulan sayısız konuda ışık tutmuş:
TEDE mesleğini seçen Nostraaamus, 1529’da Doktor ünvanını alarak, Garonne’de Agen’de hüküm süren veba salgınıyla savaşa girmiş. Yörede yerleşik Jules-Cesar Scaliger in Nostradamus üzerinde botanik bilimine yöneltici etkisi olduğunu biliyoruz. Nostradamus’un ilk evliliği de bu yıllara rastlıyor, bir kızı bir de oğlu oluyor.

Gezgin doktor Nostradamus, veba nereye yönelirse oraya yolunu düşürdüğü için, Bordeatıx, La Rochelle, Toulouse yöresinde grttikçe büyüyen b’rr dost çevresi ediniyor kendine. Tanrısına- imara tamdır, ama yöredeki veba salgınını Tanrı’nın insanları doğru yola yönlendirici cezası olduğu söylentisine kulak asmamaktadır.

Çağdaşı Paracelsus gibi Nostradamus da hastalığın nedeninin çevre temizliğinden kaynaklandığını farketmiştir. Tedavi için pembe hapçıklar ve bitki özlerinden yararlanmaktadır. Hepi de kendi ürünüdür.

Gezgin doktor şifa sunadıırsun, karısı ve iki çocuğu hiç ummadığı anda difteriden can verir. Olay. Nostradamus’u derinlemesine yaralamıştır. Kendi ailesini kurtaramayan hekimlikten umudunu keser, inine kapanır.

Günün birinde Agen’de gezinirken, Meryem Ana’nın heykelinin dikildiğini görüp, bunun düpedüz puta tapmak olduğunu öfkeyle karışık iddia etmesi, başının kiliseyle derde girmesine neden olacaktır. Geçmişi karıştırılınca 20 altınlık Musevilikten Hıristiyanlığa geçiş hikâyesi de ortaya çıkar ve afaroz edilmesine ramak kalır. Nostradamus bu yörede daha fazla kalamayacağını anlayıp, Venedik ve Sicilya yoluna vurur kendisini.

YARI sürgün gibi geçirdiği bu günler boyunca Nostradamus gizli bilimlere derinlemesine, günümüze ulaşamamış bir yığın belgeyi, elyazması-nı, coc’cx’i, notu elden geçirir, notlar çıkartır, karşılaştırır. Yıllar sonra Fransa’ya, Marsilya’ya döndüğünde, kendisini çağının ve çağların en büyük kâhini olarak tanıtacak bilgi birikimine kavuşmuştur artık.

Fransa’da yeni bir evlilik ve evi geçindirmek için tıp mesleğine dönüş bekler Nostradamus’u. Veba salgını eski yıkıcılığını yitirmiştir fakat, Nostradamus ile eşeği, gece gündüz vebalılarla haşır neşir olmalarına karşılık, hiç hastalanmayınca, adları kutsanmışa çıkar.

Salgın geçince, Nostradamus kendisini yüksek sosyetenin güzellik ilaçlarına adar, oldukça yüklü bir servet de yapar bu arada.

Servetini, çocukluk tutkusuna, dedesinin dizi dibinde geçirdiği günlerin gerçekleştirilmesine harcayacak kadar da gözüpektir. Çatıda bir gözlemevi, orta katta zengin bir kütüphane, bodrumda fokur fokur kaynayan damıtım ibrikleriyle laboratu-varı kısa sürede kurar. Üç kat arasında geçer ar: tık ömrü: Geç saatlere kadar, araştırır, karşılaştırır, gözler ve bazen de kendinden geçer…

İyi ki kendinden geçer, yoksa günümüze ulaşan 965 adet dörtlüğü elde edemeyebilirdi Nostradamus. Medyumların trans haline benzer durumlarda mırıldandığı, güçlü belleği sayesinde daha sonra yazıya aktardığı bu dörtlükler, ölümünden sonra Lyon’da yayınlanan ilk Nostradamus kitabını oluşturur. Beheri yüz adet dörtlük içerdiği için Yüzlükler adıyla da tanınan bu kitaplarda neler yok ki?

Nostradamus, daha o tarihlerde, Fransız ihtilâli’nin karmaşasını, Robespierre’in Maria Antoinet-te’i giyotine yollayışını. Kardinal Lefebvr’e’nin yetkilerinden arındırılınca, nasıl kiliseyi birbirine kattığını, yüzyıllar sonrasında ise Birleşik Arcp Cumhuriyeti’nin kurulmasını, Radyum’un keşfini, Kennedy’ nin. öldürüleceğini, dünya siyasasına yön verecek savaşların nasıl çıkacağını bilebiliyordu.

Bir çekirdek ne kadar büyüktür? İçinde ne vardır?

İkinci soru ile başlayalım. Çekirdeğin içinde protonlar ve nötronlar vardır. Proton pozitif elektrik yükü taşır; nötronun ise elektrik yükü yoktur, nötrdür (adı da buradan gelir). Elektriksel açıdan çok farklı olmalarına karşın bu parçacıklar karşılaştırılabilir kütle ve boyutlara sahiptirler. Protonun kütlesi elektronunkinin yaklaşık 1836 katıdır; nötron da elektrona göre 1839 kat daha kütleseldir. Her ikisi de 10~15 m’den biraz daha büyüktürler; bir atomdan yüz bin kez daha küçük, ancak günümüzde parçacık fiziği deneylerinde incelenebilen en küçük uzunluklardan birkaç bin kat da büyüktürler. Böylesine “büyük” olmalarının sebebi temel parçacıklardan olmamaları, birer bileşik (kompozit) olmalarıdır. Üç kuark (onlar temeldir) ve birkaç da gluon, her bir proton ve nötronun içinde fırıl fırıl dönmektedir. Ancak bu bahiste şimdilik kuark ve gluonları Enrico Fermi (1901-1954) burada eşi Laura ve çocukları Giulio ve Nel-la ile birlikte, muhtemelen 1938 Aralık’mda AB D’ye ayak bastıkları sırada görüntülenmiş. Fizikçiler Fermi’nin İsveç’ten (Nobel Ödülü’nü aldıktan sonra) memleketi İtalya’ya dönerken kaybolduğunu ve kaza eseri Amerika’ya gittiğini söylemekten hoşlanırlar. Laura Fermi, daha sonra Atoms in the Family adlı harika kitabını kaleme alacaktır. göz ardı edebiliriz. Çekirdekler hakkmdaki bilgilerimizi ancak onların -nükleonlar dediğimiz- proton ve nötron bileşenlerine bakarak çoğaltabiliriz.

Proton esas itibariyle Rutherford’un her atomun merkezinde bir çekirdeğin bulunduğunu gösteren 1911 yılındaki çalışması ile “keşfedilmiştir”. Böylelikle en basit atomun, hidrojenin çekirdeğine proton denmeye başlandı. İzleyen yirmi yıl boyunca fizikçiler genellikle çekirdeklerin proton ve elektronlardan oluştuğunu varsaydılar: protonlar gereken kütleyi veriyorlar ve elektronlar da protonların elektrik yükünü dengeliyorlardı. Bu modelin yarattığı çok sayıda sıkıntı sözkonusuydu, bunlardan birisi de elektronları protonlara bu derece sıkı biçimde bağlayabilecek, bilinen bir kuvvetin var olmayışıydı. Ayrıca dalga doğası yüzünden elektronun böylesi küçük bir alana hapsedilmeye karşı büyük bir kuvvetle direnmesi beklenirdi.6 1932 yılında Cambridge, İngiltere’de James Chadwick’in nötronu bulmasıyla bu zorluklar bir kılıç darbesiyle ortadan kalkar. Birdenbire her şey aydınlanmıştır: Çekirdekler, protonlar ve nötronlardan oluşmaktadır. Yine de her şey tam anlamıyla açık değildir. Çözülmeyi bekleyen bir bilmece kalmıştır: Çekirdekte hiç elektron yoksa beta bozunumu sürecinde elektronlar nasıl çekirdeklerden dışarıya atılmaktadır? Bunu açıklamak iki yıl sonra Roma’daki Enrico Fermi’ye düşer. Fermi, elektronların çekirdekten çıkarıldıkları anda meydana geldikleri bir kuram önerir. Bu çığır açan kuram, parçacıklar hakkında o güne dek öğrendiklerimizi yeni bir düzleme taşımaktadır. Bütün parçacıkların bütün etkileşimleri parçacıkların yaratım ve yıkımını, doğum ve ölümünü gerektirmektedir. Sabit ve istikrarlı görünen dünyamız, atom-altı dünyada gerçekleşen neredeyse sonsuz sayıdaki felaketli olayın üzerinde yükselmektedir.

Nötronun keşfedilmesi, elektronları çekirdekten sürmüş olmanın rahatlığıyla fizikçilerin derin bir nefes almalarını sağladı sağlamasına; ancak şimdi karşılarında yeni bir soru vardı. Çekirdekteki nükleonlar tuz kristalindeki sodyum ve klor iyonları gibi sabit konumda mıydılar; bir su damlasındaki H20 molekülleri gibi kendi aralarında itişip kakışıyorlar mıydı; yoksa havadaki oksijen ve azot (nitrojen) molekülleri gibi serbestçe uçuşmakta mıydılar? 1930’larda Niels Bohr tarafından savunulan sıvı damlacığı modeli, o dönemde çekirdeklerin özellikleri hakkında bilinenleri açıklamak için en uygun model konumundaydı. Bohr ve Princeton’dan genç çalışma arkadaşı John VVheeler, 1939’da keşfedilen nükleer bölünme ifisyon) olgusunun açıklamasında sıvı damlacığı modelini çarpıcı bir başarıyla kullandılar. Bir on yıl kadar sonra çekirdeklerin davranışına dair ulaşılan yeni bilgiler, nükleonların çekirdek içinde tıpkı gaz molekülleri gibi serbest hareket edebiliyor olduk- larmın ipuçlarını vermeye başladı. Bundan sonra öne geçen ve halen de bizlere çekirdeklerin yapısının gayet başarılı bir tasvirini sunan model, birleşik model veya kolektif model dediğimiz, çekirdeklerin aynı zamanda hem sıvı hem gaz özellikleri gösterdikleri model oldu. Kuantum fiziğinin tuhaflıklarından biri de, proton ve nötronların bir sıvıdaki su molekülleri gibi yakın biçimde bir arada durmalarına karşın, hafif gazlardaki moleküller gibi birbirleri içinden geçerek birbirleri arasında koşuşturmakta serbest olmalarıdır. Bunu çok kalabalık bir kokteyl partisinde içki masasının başından bir arkadaşla konuşmaya hayret verici bir hızla geçiş yapan misafirlerin durumuna benzetmemiz mümkün.

Şimdi çekirdeğin büyüklüğü ile ilgili soruya geçebiliriz. Bir çekirdeğin hacmi basit bir şekilde içindeki nükleonların sayısına orantılıdır. Yüz nükleon içeren bir çekirdek, örneğin elli nükleon içeren bir çekirdeğin hacminden iki kat, yirmi beş nükleon içeren bir çekirdeğin hacminden de dört kat daha büyüktür. Ancak çekirdeğin yarıçapı hacmin küp köküne orantılıdır, bu yüzden hacim iki kat artınca yarıçap sadece yüzde yirmi beş artar. Yarıçap ile hacim arasındaki bu ilişki sayesinde ağır elementlerin çekirdeği hafif elementlerin çekirdeğinden aşırı ölçüde büyük değildir. Örneğin Uranyum-238 atomunun çekirdeği, tek bir protondan sadece yaklaşık altı kat daha büyüktür.

Çekirdekler konusunda son bir küçük gerçek de şudur: Bütün çekirdekler yuvarlak değildir. Bazıları futbol topu gibi yayvan; az sayıda diğerleri de, krep gibi yassılaşmış biçimlidir. Bu çekirdek içindeki bazı nükleonların göreli serbest hareketinden kaynaklanır. Bir nükleon çekirdek içerisinde olasılık dalgasının küresel olmadığı bir yörüngede dönüyorsa, bir bütün olarak çekirdek şeklini yörüngesindeki nükleonla eşleşecek şekilde kaydırmaktadır. İçinde çember çizerek dönüp duran bir deney faresinin olduğu bir balonu gözünüzün önüne getirin. Balonun şekli, farenin koşması için ona daha fazla alan sunacak şekilde bozulur.

REENKARNASYON BİR RUHUN GÖRÜŞÜ

Bu ve öteki dünyada yaşamı etkileyen tahmini olanaksız şeyler sıralansa, reenkarnasyon muhtemelen listenin başında yer alır. Silver Birch’iin bu son derece tartışmalı konu üzerindeki görüşlerinin uzun yıllardır kendi medyomu ile tamamen ters olması kayda değerdir.

Karmanın da yeniden doğumda rol oynadığı söylenir. İnananlar karmanın, niçin bazılarının doğuştan dilenci diğerlerinin kral olduğunun, bazılarında yokken niçin bazılarının korkunç zihinsel ve bedensel özürleri bulunduğunun mantıklı tek açıklaması olduğunu iddia etmektedir. Bu görüşü paylaşmayanlar karmanın yaşamın talihsizlikleri ve talihsizleri için peşin bir bahane oluşturduğunu söylemektedir.

İşte Silver Birch ‘ün görüşleri. “Rehber varlıklar ile spiritü-alistler arasında reenkarnasyon konusunda neden böyle bir fikir ayrılığı bulunuyor? ” sorusuna karşılık, Silver Birch şu cevabı verdi :

Bazıları bildiği bazıları bilmediği için. Bu bir deneyim sorunu. Bu gerçeğin takdir edilmesi sizin ölçünüzle uzun zaman alır. İnsanlar bizim dünyamızda sizin çağlar dediğiniz süre bulunabilir ve yine de bu hakikatin farkına vara-mayabilir. Ruh âleminin derece derece olduğunu bilmelisiniz. O, herkesin eşit düzeyde bulunduğu tek düzleme sahip bir dünya değildir.

Ruhsal gelişmeye göre derecelere ayrılmıştır. Ruhsal olarak yükseldikçe reenkarnasyonun var olduğunu daha iyi fark edersiniz. Çünki reenkarnasyon olmaktadır, ama çok sıklıkla iddia edildiği gibi basit değildir.

Reenkarnasyonun gönüllü mü yoksa bir amacın gerçekleşmesi için mi olduğu sorulduğunda, rehber “Her ikisi de.” dedi.

O hâlde amacı anladığımız için tekrar doğmayı arzuluyoruz.

Evet, bunu daha kısa anlatamazdım.

Dolayısıyla, gerçekte tekrar doğmak zorunlu.

Zorunluluğu nasıl tanımladığına bağlı. Kimse size bunu emretmiyor. Ama bunu yapmak zorunda olduğunu hissediyorsan zorunluluk diyebilirsin. Kimse size, dünyanıza tekrar dönmeni emretmeyecektir. Ama ders alman, hizmet etmen, telâfi etmen gereken bir hatan, önceden yapamadığın bir iyilik olduğunu hissedecek ve bunu yapmanın kendi açından en iyisi olduğunu bildiğin için yapmayı isteyeceksin.

Bize, yeryüzünden ayrıldıktan sonra sonsuza kadar en çok sevdiğimiz kişilerle birlikte yaşayacağımız söylendi. Sevdiklerimiz yeniden doğduğunda ne olacağını açıklayabilir misiniz?

Öyle görünmesine rağmen bu bir sorun değildir, çünki siz ruhsal bir olayı fiziksel bir ölçüye göre yorumlamaya çalışıyorsunuz. Yeryüzünde sergilenen kişiliğin tüm bireyin sadece bir parçası olduğunu size pek çok defa söyledim. Ben bunu büyük bir elmasın yüzlerine benzettim.

Yüzler bir defa, diğerleri ise tekrar doğabilir. Bu olduğu zaman geçici dünyasal hücumlar olabilir ve elmasın yüzleri arasında ayrılık olur. Ancak alâka yasasının işlediği yerlerde böyle bir ayrılık olmayacaktır.

Bir okuyucu şöyle sordu: “Reenkarnasyon öğretisi, aslında çocukken ölenlere dünyevî yaşam gerçeğini öğretmek için bahsedilen sübjektif “mutlu avlaklar” cennetlerinden doğan bir karmaşa değil midir?

Soru sahibi böyle düşünmek istiyorsa elbette düşünebilir ama bu hakikati değiştirmeyecektir. Hoşlansamz da hoşlanmasanız da, kabul etseniz de etmeseniz de gerçekler gerçektir. Akıllı birey bir gerçekle veya etkileriyle karşılaştığında anlamaya çalışan bireydir. Ama size mantıklı gelmiyorsa onu reddedin. Olgunlaştıkça anlama kapasiteniz büyüyecek ve reddetmiş olduğunuz şeyin şimdi mantıklı olduğunu anlayacaksınız.

Bir celse mensubu, bir başka okurun nüfus patlaması sorusu ile ilgili olarak şöyle sordu: “Tüm bu ruhlar nereden geliyor? Dünyaya geri gelecek belirli sayıda ruh varsa bu ruhların bulunduğu bir yer olmalı. Bize çok çocuk yapmamamız söylendi. Ama insanlık çocuk yapmaya devam ettikçe ruhlar doğacaklar. Sonuç olarak tüm bu ruhlar nereden geliyor? ”

Belki bu kelimenin kullanılması doğru olmayabilir, ancak sorun yanlış anlamadan kaynaklanıyor. Dünyamzda ruh yaratamazsınız. Sizin yaptığınız, ruhların ortaya çıkması için kanal açmaktır. Ruh, yani asıl öz, sonsuzdur ve sonsuz ölçülemez. Sizin yaptığınız, ruhun doğabileceği ve birey hâline gelebileceği bir vasıta sağlamaktır.

Sizler, ruh olarak her zaman var oldunuz. Bireyleşmiş ruh olarak varlığınız hamilelik anından itibaren başladı. Sizin dünyanızda önceden yaşamış başkaları var. Onların yerine getirmeleri gereken bir görevi, telâfi etmeleri gereken bir hataları var, bir şey başarmaları gerekiyor. Onlar, kendilerine, yapmaları gereken için fırsat, sağlayacak doğru vasıtaları buluncaya kadar bekleyecekler.

Tüm insan ruhlarının yaşamın aşamalarından derece derece geçtiğini düşünürdüm.

Hayır, o, fiziksel kalıtım. Ruh hep var olmuştur.