Her Telden

Kova Burcu Annelik Rehberi

Çocuğa karşı gösterilen aşırı sevginin ve ilginin yanlışlığına da bir iki cümle ile temas etmek istiyorum. Şımartılmış çocuk tipini herkes tanır. Yoktan anlamaz, sınır tanımaz bu çocuklar büyüdükleri zaman da aynı ilgiyi ve desteği başkalarından da görmek isterler. Anne baba sorumluluğunu yürütecek olgunluğa sahip değildirler. Çocukluğunda şımartılmış erkek yetişkinler bir işte dikiş tutturamaz, başarısızlıklarının suçunu başkalarına yüklerler. Kadınların işi daha da zordur. Evi çekip çeviremedikleri, doğru dürüst bir yemek pişiremedikleri için kocalarından devamlı azar işitirler.

Evlilikte bekledikleri uyumu ve mutluluğu bulamayan pek çok karı koca, aradıkları mutluluğu çocuklarından görmek ister. Çocuğa mutsuz evliliği ayakta tutan müşterek bir bağ gözü ile bakılır. “Şu çocuğun hatırı olmasaydı, kocamın yaptığı haksızlıklara bir gün bile katlanmazdım,” diyen annelerin sayısı az değildir. Belki bu annelere saygı duymak gerekir, fakat ben öyle düşünmüyorum. Çünkü annenin asıl görevi çocuklarını mutlu birer insan olarak yetiştirmektir, çocukların kendisini mutlu etmelerini beklemek değil.

Sevgili kardeşim, çocuğunuzdan çok şey beklemeyin. Onun bir dâhi, yüksek bir bürokrat, dünyaca tanınan bir bilim adamı veya şirket yönetimini elinde tutan bir genel müdür olacağını hayal etmeyin. Allah, her çocuğa yaratılışında belli yetenekler vermiştir. Bu yeteneklerin ötesinde yüksek beklentileri olan anne babalar hayal kırıklığına uğramaktan kurtulamazlar. Sizin şu anda yapacağınız şey, sağlığınıza dikkat etmek, iyi beslenmek, mutluluğunuzu bozacak ortamlardan uzak durmaktır. Siz sağlıklı ve mutlu olduğunuz sürece, karnınızda taşıdığınız yavru da o derece sağlıklı ve mutlu bir gelişme içinde olacaktır.

Bazı doktorlar, özel beslenme ile ana rahmindeki bebeğin zekâ yönünden iyi gelişeceğini iddia etmektedir. Araştırmalar şimdiye kadar bunu doğrulayacak kanıtlara ulaşabilmiş değildir. İyi beslenmenin ana rahmindeki yavrunun fiziksel gelişimine katkıda bulunduğu doğrudur, ancak zekâ ve yetenek beslenmeden çok genlerle ilgili bir meseledir. Bilim, henüz genler üzerindeki şifreleri çözecek ve bunlara müdahale edecek seviyeye ulaşmış değildir. Genetik ilmi, sağlıklı ve zeki anne babalardan kendilerine benzeyen sağlıklı ve zeki çocuklar dünyaya geleceğini söylüyor. Yaratılış kanunu devamlı çocuklardan yana işler. Öyle ki, kolsuz, bacaksız veya doğuştan sağır bir anne veya babadan kolsuz bacaksız veya sağır bir çocuk dünyaya gelmiyor. Çünkü binlerce sperm içinden en sağlıklısı ve en hızlısı yumurta ile birleşme hakkına sahiptir ilk kez hamile kalan genç bir anne adayı, geveze mahalle kadınlarından çoğu korku verici bir sürü ipe sapa gelmez şeyler duyarlar. İşi gücü dedikodu olan bu mutsuz mahalle kadınları, aş yerme (yemek kokularından rahatsız olma) sırasında yaşanan güçlükleri, neye çok bakarsan çocuğun ona benzeyeceği, hamilelik sırasında koca ile fiziksel temasta bulunulduğu zaman çocuğun ahlaksız olacağı vb. bir dizi batıl görüşler sıralayarak genç anne adayını korkuturlar.

Hamilelik sırasında kocanızla fiziksel temas kurup kuramayacağınızı, bunun tıpça ve dince bir sakıncası olup olmadığını soruyorsunuz. Belli ki siz de bu gibi dedikoduların tesirinde kalmışsınız. Ben bugüne kadar tıpça bir sakıncasını tespit etmiş veya okumuş değilim. Akıllı din adamlarından bunun günah olduğuna dair bir söz duymadım. Temas sırasında karnınıza fazla yük bindirmemek şartı ile dilediğiniz zaman kocanızla birlikte olabilirsiniz. Doğuma bir ay kala daha dikkatli davranmanızı tavsiye edeceğim. Öyle erkekler biliyorum ki, hamile eşleriyle beraber olmaktan kaçınırlar. Zavallı kadınlar, sevgiye ve ilgiye her zamankinden daha fazla ihtiyaçları olan bir zamanda böyle bir muamele ile karşılaşınca kendilerini değersiz ve aşağılanmış hissederler.

Kova Burcu Annelik Rehberi_3.jpg

Yay Burcu Annelik Rehberi

Hamile kaldığınız günden itibaren genç kızlık hayatına veda ettiğinizi, dokuz ay sonra başınıza annelik tacı giydirileceğim seziyordunuz. Maalesef kadınların çoğu bu tacı layıkıyla taşımayı bilemezler. Bu çocukla sevdiğiniz erkeğe daha sıkı bağlanmış olacaksınız. Çünkü doğacak bebek sadece sizden değil babadan da bir parça taşımaktadır. O sizin sevginizin ortak meyvesidir. Doğumun zor geçeceğini düşünmek yerine, bebeğinizin sağlıklı doğduğunu, onu bağrınıza bastırdığınızı, sütünüzle beslediğinizi hayal edin. Bu hayal sizi muduluklar ülkesine götürecek, kuruntularınız hafifleyecektir. Siz şu anda Faust’u oynuyorsunuz. Mefısto’nun zihninizi bulandırmasına, imanınızı zayıflatmasına izin vermeyiniz. Herhalde, Goethe’nin ünlü eserini okumadığınızı söylemeyeceksiniz değil mi?

Size sıkıntı veren ikinci meseleye gelelim. Sizi ansızın sarıveren şu meşhur “aş yerme”veya halk deyişiyle “aşerme” denen şeyin mahiyetini öğrenmek istiyorsunuz. Aylarca yemeseniz aklınıza bile gelmeyen şeylere önüne geçilmez bir istek duyuyorsunuz. Durup dururken canınız alabalık istiyor. Salatalık turşusu burnunuzda tütüyor. Baharatlı ve ekşili şeyleri içiniz çekiyor. Kocanıza söylemekten utanıyorsunuz. Bazen de evvelce çok sevdiğiniz bir yemekten tiksiniyorsunuz, kokusu bile sizi rahatsız ediyor. Bunun anlamı nedir, biliyor musunuz? Vücudunuz daha evvel kendisinden esirgediğiniz şeyleri istiyor. Bunlar genellikle bebeğin gelişmesine katkıda bulunan vitaminler, tuzlar ve kireçli maddelerdir. Dahası siz yavaş yavaş anne oluyorsunuz. Vücudunuzda sizi anneliğe hazırlayacak hormonlar üretiliyor. Salgı bezlerinin hormon üretebilmesi için bazı özel maddelere ihtiyacı var. Bunlar, aşerme sırasında canınızın çektiği yiyeceklerde bol miktarda bulunmaktadır.

Bunu söylerken, canınızı çeken her şeyi bolca yiyebilirsiniz demek istemiyorum. Ölçüsünü kaçırmamak şartıyla arzu ettiğiniz her şeyi yiyebilirsiniz.

Hamilelik ve ay hâli kadınların vücudarında hızlı bir değişmenin olduğu kritik dönemlerdir. En mutlu kadınlar bile bu hızlı değişime ayak uydurmakta zorlanırlar. Ara sıra içinizi saran sıkıntı ve karamsarlığın sebebi budur. Hamilelik ve ay hâli zayıf iradeli kadınlar için bir sınavdır. Bu sınavı başarı ile atlatamayan, akla gelmedik saçmalıklar yapan pek çok kadın tanıdım.

Kendi kendini aldatan, geçerli ahlak anlayışının gereği olarak doğacak çocuğuna seviniyor görünen anneler de bilirim. Tedavi ettiğim vakalar arasında biri var ki hiç unutmam.

Hastanede yatan genç bir hamile kadına “hamilelik zehirlenmesi sonucu devamlı kusma” teşhisi koymuşlar. Her türlü tedavi sonuç vermediği için son çare olarak operasyona karar verilmiş. Operasyonun yapılacağı gün, birden bire kocasının aklına ben geliyorum. Bir zamanlar annesinin asabi bir mide rahatsızlığını tedavi etmiştim. Gelip beni buldu, durumu anlattı, “aman doktor karıma bir kere de siz bakın, belki ameliyata gerek kalmayacak bir rahatsızlığı vardır,” dedi.

Perdeleri kapatılmış bir odaya girdim. Hasta, yatakta bir cenaze gibi sapsarı yatıyordu. Başında, elinde leğen hazır bekleyen beyaz kepli bir hemşire duruyordu. Hasta, yediğini kustuğu için, günlerdir midesine birkaç damla soğuk sütten başka bir şey girmemiş. Bunun için devamlı serum verilmiş. Hemşireyi elindeki leğenle birlikte odadan dışarı çıkardım. Kocasına, “lütfen bizi hasta ile yalnız bırakır mısınız?” dedim. Adam itiraz etmeden dışarı çıktı. Odanın kapısını kapattım. Kusmak üzere olduğunu söyleyen ve korku içinde leğen isteyen hastanın elini tuttum, “korkma kızım, dedim, rahatına bak, artık kusmayacaksın.” Bana hayretle bakıyordu. Baba şefkatiyle dedim ki:

“Sevgili yavrum, çocuğunuzun olmasını neden istemiyorsunuz?” Hayreti bir kat daha arttı. Yarım ağızla çocuğunu istediğini söyledi.

Konuşmamız uzadıkça uzadı. Yavaş yavaş bana açılmaya başladı. Kocasından önce birini sevmiş. Ancak bu genç adam işsiz güçsüz, babasının cebine koyduğu harçlıkla geçinen zengin bir ailenin tek çocuğuymuş. Kızın babası işsiz güçsüz adamdan koca olamayacağını, bu sevdadan vazgeçmesini söylemiş. Kızcağız sevgisini içine gömüp babasının sözünü tutmuş. Babası kızını bu işsiz gençten kurtarmak için ilk isteyene yani şimdiki kocasına vermiş. Kocası iyi bir insandı, ancak eski bir hastam olan annesi için aynı şey söylenemezdi. Sinirli, geçimsiz, mutsuz, dedikoducu bir kadındı. Taze geline çektirmediği kalmamış. Kocası da bunun farkında olduğu için annesinden ayrılıp başka bir eve taşınmış. Fakat kadıncağız kocasının bir gün annesini tekrar yanına alacağından korkuyormuş. Çocuğun doğması halinde ayrılmalarının daha zor olacağını düşündüğü için hamileliğini bir türlü kabullenemiyordu. “Peki, kocanı seviyor musun?” dediğimde yüzü kızarmış, “iyi bir insan” demekle yetinmişti. Acaba gönlü hâlâ eski sevgilisinde miydi? Doktor da olsam, bu kadarım sorma yetkisini kendimde bulamadım.

“Artık niçin kustuğunun farkındasın; karnındaki günahsız yavrunun hatırı için artık kusmayacağına dair bana söz ver” dedim ve ekledim: “Kayın validen eski bir hastamdir. Kocanla konuşacağım, annesini senden uzak tutmasını söyleyeceğim, beni dinleyecektir.” Son sözlerim üzerine gözleri parladı. “Eğer bana bu iyiliği yaparsanız size ömrüm oldukça dua ederim,” dedi.

Söz verdiğim gibi, kocasıyla konuştum. İyi bir insandı, bana güveni ve saygısı vardı Annesini karısından uzak tutacağına dair söz verdi. Kadını hastaneden çıkarıp evine gönderdim. Canının istediği her şeyi yiyebileceğini söyledim. Kadın evine gittikten sonra bir hafta içinde iyileşti. Kadın çektiği açlığın acısını çıkarmak istercesine canının istediği şeylerin bir listesini yapıp kocasına veriyor, adamcağız da çarşı pazar dolaşıp bunları temin ediyordu.

Yay Burcu Annelik Rehberi_2.jpg

Aslan Burcu Anneleri

İnsanlarda kin ve nefretin daha tehlikesiz bir hedefe yöneltilmesi, “bir felaketi en az zararla atlatma” mantığının gereğidir. Akıllı bir insan olan Viyana Belediye Başkanı, şehir parkına özel olarak yaptırdığı, jetonla çalışan, bir “Tokat Yiyen Adam” makinesi yerleştirir. Atılan tokat ne kadar şiddetli olursa, çıkardığı “Ahhh!” sesi de o kadar şiddetli olmaktadır. Kafası bozulan herkes gelip bu şamar oğlanına dilediği kadar tokat atmakta ve çıkardığı “Ahhh!” sesi ile rahatlamaktadır. Bu şamar oğlanı, kim bilir kaç insanı tokat yemekten kurtarmıştır.

Çocuk yenemediği heyecanını oyuncaklarına yöneltmeyi çok çabuk öğrenir. Kız çocukları bebekleriyle oynarken mama veriyor ve ninni söyleyerek uyutuyorsa, biliniz ki o gün neşesi ve morali yerindedir. Bazen kendisini anne yerine koyduğunu, bebeğini azarladığım veya tokatladığını görürsünüz. İşte o zaman annesiyle veya babasıyla problemi var demektir. Oğlunuz da bebeklerini cezalandırdığına göre mutlaka sizinle veya küçük kardeşiyle bir problemi vardır.

Konu oyuncaktan açılmışken, çocuklarınıza alacağınız oyuncakları seçerken dikkatli olmanızı hatırlatmadan geçemeyeceğim. Oyuncak mümkün mertebe basit olmalıdır. Babam çok maharetli bir insandı. Oyuncaklarımın çoğunu kendi elleriyle yapmıştı. Bana oyuncak yaparken onu hayranlıkla seyreder, becerildi bir babam olduğu için gurur duyardım. Boş vaktiniz oldukça kocanızla birlikte, el altındaki basit malzemelerle, çocuklarınıza çok güzel

oyuncaklar yapabilirsiniz. Piyasada, oyuncak yapımını anlatan resimli kitaplar var. Bunlardan bir tane satın alabilirsiniz. İnanın, çocukların nazarında kendi ellerinizle yapacağınız basit oyuncaklar, çarşıdan satın alacağınız pahalı oyuncaklardan daha kıymetlidir. Eğer oyuncak hazırlarken basit işleri çocuğunuza yaptırırsanız, ortaya çıkan eserde onun da payı olduğu için değeri bir kat daha artacaktır.

Fabrika yapımı, kurmalı veya pilli oyuncaklardan çocukların öğreneceği fazla bir şey yoktur. Kurarsınız veya düğmesine basarsınız o da yürür. Faydalı oyuncak, çocuğun hayal gücünü işleten oyuncaktır. Fakir çocukları sokakta oynarken izlediğiniz zaman basit bir tahta parçasını nasıl zevkli bir oyuncak haline getirdiğini görürsünüz. O tahta parçası hayalinde kimi zaman tüfek, kimi zaman kılıç, kimi zaman dörtnala koşan bir at olur. Bu çocuklar, o basit tahta parçasıyla oynarken aldıkları zevk, zengin çocukların lüks oyuncaklarla oynarken aldığı zevkten aşağı değil, belki daha fazladır.

Size bir terbiye kuralını daha hatırlatmama izin veriniz. Çocuğunuz oyuncağını kırdığı veya parçaladığı zaman, ona kızmayacaksınız. Resimli kitabını yırttığı zaman da müdahale etmeyeceksiniz. Çünkü kırdığı oyuncak veya yırttığı resimli kitap onun malıdır. Asıl tavrınızı yenisini istediği zaman göstereceksiniz. “Hayır, diyeceksiniz, sen malının kıymetini bilmiyorsun, bu ay sana oyuncak yok. Öbür ay belki.” Çocuk böylece yenisine kavuşmak için bir müddet sabretmesi gerektiğini öğrenecek, eskisini kırdığı için üzülecektir.

Aslan Burcu Anneleri_1.jpg

Lanet Tutar mı? Lanet Etmek

Birisi size lanet etmiş olabilir. Ne yaparsınız? Öfke majisini tedavi edici olarak kullanabilir misiniz?

Öfkenin gücü çok büyüktür. Bu konuda, iki öfke gücüyle çalışıyorsunuz: Sizinki ve onların ki. Size lanet okuyan kişi öyle zararlı bir yolla tüm gücü elde etmeyi ister ki, istediğiniz gibi o gücü yönetebilirsiniz. İlk hareketiniz öfkenizle korunak kurmak olmalıdır. Sonra lanet edenin öfkesini durdurmayı dileyebilirsiniz veya onu yazarak yok edebilirsiniz. Onu gömebilir veya kullanışlı bir ortamda büyümesine izin verebilirsiniz. “Kullanışlı ortam”la anlatılmak istenen bir koruyucu olarak kullanma olasılığıdır. Onu bir heykelcikte saklayabilir ve bahçenin her yerini gözeten bir ot takipçisi gibi kullanabilirsiniz örneğin. Hatta onu fırlatıp atabilirsiniz de.

Eğer onu kullanmayı seçerseniz, büyük bir olasılıkla öfkeyi bir koruyucuya dönüştürecek ve atakları yok edecek şekle getireceksiniz. Bu zor ve uzun bir süreç olabilir, fakat yapılmalıdır. Bölüm 27de, başkalarından size gönderilen öfkenin dönüşümüne izin veren basit, uygulanması kolay yöntemler anlattım. Bu yöntemler işe yarar ve önemlidir de.

Kişisel favori yöntemim: Bir sera kurgusunda, dönüşüm olmadan görevlendirme metodunu kullanmak için bir yol vardır. Eğer özel bir ot yetiştiriyorsanız, onu öfkeyle beslemelisiniz. Sonuca dikkat etmeniz çok önemlidir; bitki çok zehirli olacaktır ve bir bela ya da kovma durumunda kullanılmalıdır; güçlü bir büyü etkisi toplayacaktır. Bir koruyucu olarak, bu bitkiyi seranın geri kalanına koydum, öfkeli bir kirliliğin ihtimalinin olmadığını temin etmek de isteyebilirsiniz. Ayrıca bu bitkiyi periler ondan uzak dursun diye demir bir kafeste tutmalısınız. Bitkinin onları çekmesini ve perilerin bitkinin enerjisini kullanmasını istemiyorsanız tabii. Perilerden korunması için, onların bitkinin yakınma gelmemesini dilediğinizi sözlü olarak bildirdiğinizden emin olun. Aynı zamanda bir kap syt ve balı bitkimizden uzağa, mesela keyif için yetiştirdiğiniz yüksük otuna yakın bir yere koymanız uygun olabilir.

Lanet Tutar mı? Lanet Etmek_13.jpg

Bugüne kadar trafikte kimseyi çileden çıkardınız mı?

Öyleyse ne demek istediğimi biliyorsunuz: Birisine sizi aptal konumuna düşürmesi için koz verdiniz ve böyle yaparak kendinizi aptal durumuna düşürdünüz. Çileden çıkardığınız kişiye ulaşıp yolunuzu kesmesi için ona kanınızdan bir bardak verir miydiniz? Ya da arabanın anahtarlarını? Siz de olabilirsiniz, çünkü onlara gösterdiğinizde ortaya koyduğunuz öfke diğerlerininki kadar güçlü ve değerlidir. Öfke majisiyle kontrol tamamlanmalıdır. Bir şey yapmadan kurtulamazsınız.

Sıklıkla öfkeliyken başkalarını suçlama iş basındadır. İnsanlar kendi öfkelerini istemezler. “O beni çıldırttı!” gibi sözler duygularınızın tepkilerinin savunması için başkalarını suçlamaktır. Kontrolü ilk baştan sağlayamadığınız anlamına gelir. Aynı zamanda hareket yerine tepkiyle duygularımızın sahipliğini transfer ederiz ve sonra başkalarını suçlayarak kendimizden özür dilemeyi deneriz.

Aşırılıktan kurtulmak için daha uzun süre devam edemeyeceğinizi mi söylüyorsunuz? Hayır, duygularınızın haklı sahipliğini devam ettirmek için yeni yollar öğrenebileceğinizi söylüyorum.

Bugüne kadar trafikte kimseyi çileden çıkardınız mı?_7.jpg

Ruh hali karmaşık bir süreç

Fizyoloji, psikoloji ve nöroloji iç içe geçmiş durumda. NLP ile kişinin ruh halini değiştirmek mümkün. NLP’nin De-sign, Humen Engineering denilen dalı bu konuyla uğraşıyor. Tüm duygular neredeyse digital hale getirilebilmiş durumda. Yani dışarda hangi uyaran olursa olsun kendinizi mutlu, huzurlu, sakin, kendine güvenli vb hissedebilirsisiz. Bunun iş görüşmelerindeki önemini biliyorsunuz. Bütün iş dünyası için bu yöntemler devrim niteliğinde. Bir kişinin kendini huzurlu hissettiği bir günde çıkardığı işle kendini kötü hissettiği bir günde çıkardığı iş arasındaki fark olağanüstüdür.

Stratejilerse kişinin zihninde ne yaptığıdır. Zihninin nasıl çalıştığını bulursanız aynısını yapabilirsiniz. Başarılı iş adamları modellenirken bu noktada büyük vakit harcanıyor. Stratejiler bizim bilinçaltı şifrelerimizdir.

Bugün bunlar çözülebiliyor. Örneğin başardı bir satıcının zihninde neler yaptığını bulup bir başkasına aktarabilirsiniz. Aynı sonucu da alırsınız.

Şirketlerin yaptığı standart 41 adet yanlış saptanmış durumda.

Hangi zekâ seviyesinde olursa olsun bütün yöneticiler bu yanlışlan yapıyor.

Sadece sezgi ve tecrübe bazı yöneticilerin bu problemlerin üstesinden gelebilmesini sağlıyor. Ancak onlar bile bu işin mekaniğini çözememiş dürümdalar.

İngiltere’deyken böyle bir çalışmaya uzaktan şahit olma fırsatım olmuştu. Fiat firmasının başardı satış yöneticileri modellendi ve vasat olanlara aktarıldı. Ciro’da önemli bir artış sağladılar. Sonra BMW de benzerini yaptı.

Dördüncüsü Değer ve inanç boyutunda yapılan çalışmalardır. Kişinin kendini sabote ettiği ve kısıtladığı yer burasıdır. Önce kişinin sınırlayıcı inanç sistemi değiştirilir. Daha sonra değerler sistemi işinde başarılı olması için yeniden düzenlenir. Arkasından kişinin kriterleri yükseltilir. Son olarak da stratejiler verilir. Böylece kendi içinde tutarlı ve hedefe yönelik bir birey yaratılır. Bu motivasyonu yaratır.

Beşincisi kimlik boyutundadır. Burada kişinin yaşam misyonu bulunur. İşin anlamı onun zihninde bir sanata, bir meydan okumaya, bir kendini gerçekleştirme fırsatına dönüştürülür.

Altıncı Boyut ruhsal boyuttur. Bu boyutda fazla bir şey yapmaya (iş dünyası için) genellikle gerek kalmaz. Daha çok üst düzey yöneticiler ve iş adamlarında bu boyutda çalışılır.

ÇOCUKLARIMIZA TÜRKÇEYİ İYİ ÖĞRETELİM

Elbette Türkçe derken ailede veya sokakta öğrenilen 300-500 kelimelik Türkçe’yi kastetmiyorum. Benim kastettiğim fikir üretebilecek nitelikteki zengin bir Türkçe…

Fiilimsileri sayesinde Türkçenin müthiş bir anlatım gücü var. Zengin bir sözvarlığına sahip. Mecazî yönü çok güçlü. Şürsel bir dil. Oturmuş ses kurallarıyla beraber oluşmuş ses güzelliği ve ahengi başka hiçbir dilde yok.

Türkçeyi iyi incelediğiniz takdirde, onda Türk’ün bilgeliğini görebilirsiniz.

Çocuklarımıza Türçeyi İyi Öğretelim

Tuncer Elmacıoğlu, 1958 yılında Sivas’ın Gürün ilçesinde doğdu. Babasının memuriyeti nedeniyle ilk, orta ve lise öğrenimini değişik yerlerde yaptı.

Yazar 1980 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. 1989 yılında Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği programında lisans tamamladı.

1992 yılında İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi “Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme” ana bilim dalından, yüksek lisans (master) tezini vererek mezun oldu.

Uzun yıllar okullarda, ‘Türkçe” ve “Edebiyat” öğretmenliği yapan yazarın gazetelerde eğitim konularında yazılan yayınlandı. Aynca yazarın “Başanda Aile Faktörü” isimli yayınlanmış bir kitabı var.

Evli ve bir kız babası olan yazar, orta derecede İngilizce bilmekte ve hâlen Validebağ Anadolu Sağlık Meslek Lisesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmaktadır.

Bu ilk toplantıda Necla öğretmen, çocuğumuza her gün okulda neler yaptığını sorarak, bizden onu kon uşturmamızı istedi. İçimiz rahatlamıştı. Sanki büyük bir hazine bulmuş gibi sevindik. Çünkü kızımız, Türkçenin önemini kavramış bir öğretmene düşmüştü.

İçsel sorulardaki zayıflıklar

İçsel sorulardaki zayıflıkları belirlemek, daha önemli içsel soruların sorulmasını sağlayabilir.

Örneğin; gereksiz bir şekilde “neden” sorusunu soran insanlar, “nasil” veya “ne” sorulan sorduklarında işlerin daha verimli şekilde yürüdüğünü gördüler.

Bazen insanlar şu tür meta-sorularm üzerine balıklama atlarlar: “Şimdi sorulacak en yararlı soru nedir?” veya “Hangi soruyu sormuyorum?” Bu tür sorular, her bağlamda doğru soruların belirlenmesini sağlar ve zihni ihmal edilen önemli şeyi bulmaya yönlendirirler.

3.7.4 Kendi kendimize soruları incelemek, verimli değişimler yaratabilir

İçsel soruların farkında olmakla ilgili bu üç ö-nemli yön dışmda, içsel soruları incelemek, kişinin yalnızca kendisine karşı değil, yaşadığı dünyaya karşı da nasıl davrandığını görmesi açısından çok yararlı olabilir. İçsel sorularını inceleyerek aylar geçirdikten sonra MM şöyle dedi:

Bu içsel sorular meselesi, güçlü ve zayıf yanlarımı daha iyi tanımamı sağladı. Şimdi bir soruda zayıf yanları yakaladığımda, onu tanımlıyor ve konuya daha pozitif bir açıdan bakabiliyorum.

Çok daha az tepkisel davranıyorum. Ve böylelikle, başkalarının daha az etkisi altmda kalıyorum. İçsel sorularımın farkmda olmak, başkalarına da daha duyarlı sorular sormamı sağladı.

Hayatımın anlamı nedir?

indir

Bütün bunlar ne için?

Yerim neresi?

RM, sorularını farklı mantık seviyelerine yönelecek şekilde grupluyor: “Uygulamaya yönelik”, “Psikolojik”, “Duygusal”, “Nihai”. Sorduğu soruların türleri, içsel ruh haline göre değişmektedir. Ama genel bir kalıp olarak, daha derin soruların uzun vadede daha önemli olduklarını, hayatı boyunca tekrarladığını ve temelde şu şekilde oluştuğunu görmektedir: “Almadığım her neyse, bunu istiyorum.”

Sorularının çabucak ötesine geçmekte, kalıplar aramakta ve hangi sorusunun en temel olduğunu, ne tür bir insanı ortaya çıkardığını sorgulamaktadır.

3. 5. 2 Bakış açıları

Bir resim öğretmeni olan MM, kendine soruyor: “Bu kişiye doğru bir bakış açısıyla mı bakıyorum?” Bu soruyla, bulunduğu yerden bir adım gerilemekte, öğrencisinin bakış açısına geçmekte ve tekrar kendi tarafına döndüğünde yaptığı şeyi düzeltmektedir. Bu soru, onu olaylara farklı bakış açılarından bakabilen duyarlı ve sorumluluk sahibi bir öğretmen yapmaktadır.

3. 5. 3 Temsil sistemleri

Bazı soruların belli bir temsil sistemi vardır: (Görsel, işitsel, dokunsal. E.N.)

“Bu konuya başka nasıl bakabilirim?”

“Bana anlatılmak istenen nedir?”

“Neden böyle hissediyorum?”

Bir resim öğretmeni olan MM, kendine soruyor: “Bu kişiye doğru bir bakış açısıyla mı bakıyorum?” Bu soruyla, bulunduğu yerden bir adım gerilemekte, öğrencisinin bakış açısma geçmekte ve tekrar kendi tarafma döndüğünde yaptığı şeyi düzeltmektedir. Bu soru, onu olaylara farklı bakış açılarmdan bakabilen duyarlı ve sorumluluk sahibi bir öğretmen yapmaktadır.

Yeni Davranış Geliştirme Stratejisi İçin Sıralama

fal bak

Yeni davranış Geliştirme Stratejisi’nin Adımlarının Detaylı Açıklaması

Pratikteki etkisini artırmak için, bu adımların her biri kesin ve özenli bir şekilde uygulanabilir. Aşa-

ğıda, stratejideki adımların her biri detaylı olarak açıklanmıştır.

1. Kendinize şöyle sorun: “Eğer …(hedefinizi ifade edin)…i başarabil-seydim, nasıl görünürdüm?” (Ad)

2. İfade ettiğiniz hedefe ulaşmış olsaydınız nasıl görüneceğinizin görsel bir imgesini oluşturun. Bu imgeye kendinizi dışarıdan görebileceğiniz şekilde bağlantısız açıdan yaklaşabilmelisiniz. (Vc)

3. Eğer kendinizi net olarak imgelemekte zorlanıyorsanız, şu taktiklerden yararlanabilirsiniz:

a. Hedefinizi daha küçük adımlara bölün. Kendinize şöyle sorun: “Hedefimde başardığımı görebileceğim daha küçük kısımlar var mı?”; örneğin, “İfade ettiğim hedefimin daha küçük bir adımını başardığımı görebiliyor muyum?” Kendinizi hedefinizin o daha küçük kısmını başarırken canlandırın. (Ad -> Vc)

b. Benzer bir başarı arımdan kendinize ait bir imgeyi kullanın. Kendinize şöyle sorun: “Daha önce başardığım bir hedefime ait benzer bir şey var mı?” Kendinizi o durumda canlandırın ve yeni hedefinize göre gerekli değişiklikleri yapm. (Ad -> Vr -> Vc)

c. Başka birini modelleyin. Kendinize şöyle sorun: “İfade ettiğim hedefimi daha önce başarmış kim var?” O kişinin başarılı olmak için yaptığı şeyi hayal edin. Sonra gözünüzde kendinizi aynı şeyi yaparken canlandır m. (Ad -> Vr -* Vc)

4. Hedefinizi başardığınız anla ilgili yarattığınız resmin içine girin ve o anda hissettiklerinizi deneyimleyin. Neler görür, neler duyar ve hissederdiniz? (Vc Kc)

5. Daha önce benzeri bir hedefe ulaşmayı başardığınız zaman hissettiklerinizle, zihninizde yaptığınız canlandırma sırasında hissettiklerinizi karşılaştırın. (Kc -* Kr)

6. Karar Noktası

a. Eğer iki taraftaki duygular birbirine uyuyorsa, o zaman yeni hedefinize de eskisi kadar kolay ulaşabilirsiniz demektir. İşiniz bitmiştir.

b. İki taraftaki duygular birbirine uymuyorsa, o zaman eksik ya da gerekli olan şeyleri tanımlayın (“yaratıcılık”, “daha fazla güven”, “daha fazla rahatlık” gibi).

7. Hedefiniz için oluşturduğunuz ifadeye uyguladığınız kuralı, gerekli olduğunu belirlediğiniz kaynağı ifade etmek için de kullarım. Bunu pozitif yönde ifade edin. Örneğin; gerekli ifadeniz “daha az gergin olmak” ise, kendinize şöyle sorun: “Daha az gergin olsaydım, bunun yerine ne yapıyor olurdum?” (Ad)

8. Gerekli olduğunu belirlediğiniz yeni kaynağın ifadesini arada sadece “ve” bağlacını kullanarak önceki hedef ifadenize ekleyin. Örneğin; şimdiki hedef ifadeniz şuna benzer bir şey olabilir: “Birlikte çalıştığım iş arkadaşlarım arasmda daha etkili olmak (önceki hedef ifadesi) VE onların da duygularına karşı saygılı olmak istiyorum.” 1. adıma dönün ve stratejiyi tekrarlayın. (Ad)

1. Hedefinizi Pozitif Yönde İfade Edin

2. Kendinizi başarırken canlandırın

4. 5. Gerçekten yapabildiğimi hissedebiliyor muyum?

6. 7. Gereken ya da eksik olan şeyin tanımı

• Başka benzer bir başarıyı modelle

• Küçük parçalara ayır

• Hedef ifadesine ekle.

Kişisel Gelişim ve Değişim 4 Yeni Davranış Geliştirme Stratejisi’nin Özel Adımları

NOT: Hedef ifadenize daha fazla gerekli kaynak eklemek isteyebilirsiniz. Bu durumda ifadenizi şu şekilde hazırlamalısınız: “Birlikte çalıştığım iş arkadaşlarım arasmda daha etkili olmak (önceki hedef ifadesi) VE onların da duygularına karşı saygılı olmak VE özgüvenimi korumak VE birisi öfkelendiğinde soğukkanlı kalmak istiyorum.”

Motivasyon

fal bak

Motivasyon hakkmdaki modem bilinç teorileri de Aristo’nun modelini yansıtmakta, motivasyonun öncelikle içsel bilinç haritalarından oluştuğunu veya “beklentilerin” farklı eylemlerin potansiyel sonuçlarına dayandığını söylemektedirler. Bilinç açısına göre, kişinin davranışlarından çıkan sonuçlara bağlı beklentiler, motivasyonun birincil kaynağıdır. Bu açıdan bakıldığında, insanların hissettikleri, yaptıkları şeyler, bağlı oldukları değerlere dayanmaktadır. Örneğin; güçlü “pozitif” beklentiler, istenen sonuca ulaşmak için insanları daha fazla uğraşmaya yönlendirir. Diğer yandan beklenen sonuçlar “olumsuz” olduğunda, ya ilgisizlik ya da geri durma durumu ortaya çıkacaktır.

Zevk ve acıya ek olarak, “ihtiyaçlar” ve “güdüler” de motivasyonla ilgilidir. Örneğin; sistemler teorisinden yola çıkıldığında, dengeyi korumak için bir sisteme ihtiyaç duymak ya da homeostatis canlıların motivasyonunda temel kaynaklardan biri olarak görülmektedir. Sibernetiğe göre, istenen bir durumdan kopma otomatik olarak o durumu tekrar elde etme çabalarına dönüşecektir. Örneğin; “yemek arayışı” davranışı, gıda kaybından doğan fizyolojik dengesizliğin sonucu olan “açlık” hissi tarafından motive edilecektir.

Bazı motivasyon modelleri, en basit şekliyle öğrenilmiş beceriler ya da şartlandırma ile bağlantılıdır ve bu anlayışa göre belli motivasyonlar tekrarlamalar veya desteklerle mekanik olarak programlanmaktadır. Bu öğrenim ve motivasyon teorileri, “düşünce çevrimi” paradigmasının etrafmda Sigmund Freud, “haz ilkesini “ni motivasyonun birincil mekanizması olarak görür. Freud’a göre, canlılar “haz verici deneyimler aramaya ” ve “acıdan kaçınmaya ” yönelecektir; bu da Aristo’nun görüşüne uymaktadır.

Odaklanmaktadır; aldığımız bazı algısal unsurlar bazı tepkiler yaratır ve bu tepkiler zamanla olumlu ya da olumsuz yönde güçlenir. Ancak, fareler, güvercinler ve köpekler üzerinde yapılan ve “düşünce çevrimi” paradigmasını temel alan araştırmaların çoğu, fenomenler dışında kalmak üzere motivasyonun genellikle dış etkenlerden bağımsız olduğunu göstermiştir. Örneğin; Leonardo da Vinci, para veya övgü gibi harici “ödüller” beklemeden muhteşem kitaplarını yaratmıştır. Bu tür yüksek seviyeli içsel motivasyon, yaratıcılık ve dehanın ortak noktalan gibi görünmektedir.